kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Şubat 2010 Çarşamba

çantamda neler var...

Sağolsun, arada bir Berna ödül vermese ya da mimlemese bloga birşey yazacağım yok şu aralar. Hem işler yoğun, seyahatler programlarımız hareketli hem de bende motivasyon sıfır.
Bu mimi fırsat bilip yazayım, ne güzel işte...

Neyse ki Ankara dönüşü çantamın elden geçmiş, derli toplu haliyle yakalandım. Bakalım neler varmış:


  • Cüzdan
  • Makyaj çantası
  • El kremi
  • Toka
  • Anahtarlık
  • Taşınabilir bellek
  • Çözülebilir soğuk algınlığı ilacı
  • Akıl defterim, kalem: Bu küçük defteri kendi içinde bölümlere ayırdım. Zeynep'in doktoruna sorulacak sorular, tavsiyeler sonucu ya da kendi araştırmalarımla bulduğum alınacak kitaplar, cd'ler (Zeynep ve kendim için ayrı ayrı) internet siteleri (aktivite ya da araştırma amaçlı) önemli notlar, pratik bilgiler vb.
  • Kitap, fosforlu marker: Şu aralar Montessori grubunda Esra'nın başlattığı paylaşımlar ile haberdar olduğum "Çocuklarda Sanat Eğitimi" adlı kitabı okuyorum. Kitap okurken cümlelerin altını çizmek ya da yanına not almak hiç huyum olmasa da bu defa önemli gördüğüm noktaları işaretlemeden edemedim. Hem ablamla paylaşmak, hem de geri dönüp baktığımda daha rahat bulabilmek için böyle bir şey deniyorum.
  • Post-it: Hem alışveriş listemi hem de haftasonu yapılacak işler listemi post-it üzerinde oluşturuyorum. (Benim gibi bir balık hafızalı için yazarak çalışmak/yaşamak ne yazık ki şart!) Gerektiğinde birilerine not bırakmaya da yaradığı oluyor.
  • Gojeko alışveriş çantam: Bir el çantamda bir de arabamın torpido gözünde iki gojeko çantam var. Katlanınca küçücük olan atomlardan. Artık alışverişlerimde neredeyse hiç poşet kullanmıyorum. Ufak tefek, ıvır zıvır birşeyler aldığımda da çantama atıveriyorum. Okyanusta minicik bir damla olsa da çabam, en azından bu kadarını yapabilmek bile kendimi iyi hissetmeme neden oluyor.
  • Zeynep'in kitapları (dışarıda kalış süremize bağlı olarak, özellikle de haftasonları, boya kalemleri, resim defteri, yapboz, bebek vs. de eklenince kendi sırt çantasını da ayrıca yanımıza alıyoruz.
  • Bir takım yedek kıyafet
  • Ve içteki küçük gözlerden çıkan muftelif tek küpe ve dikilmeyi bekleyen düğmeler...
  • Çantamı boşalttığım sırada arabada unutmuş olduğum cep telefonlarım, gözlüklerim ve naneli şekerim de fotografta görülemeyenler.

Oh be! Neyse ki abuk sabuk birşeyler çıkmadan atlattım. (bu çantaya daha önce yarım kilo kıyma ile bir paket makarna ve silikon tabancası ile duş başlığı girdiğide olmuştu çünkü :)

Mimlenecek pek de kimse kalmadığını düşünerek topu her zamanki gibi Seher'e atıyorum. Hadi bakalım Seher senin çantanda neler var?

19 Ocak 2010 Salı

Kitap fuarındaydık...

Haftalardır başlamasını dört gözle beklediğimiz kitap fuarına cumartesi nihayet gidebildik. Sanem ve Durucuğum da bizimleydi. İçimiz biraz buruk gittik gerçi, İremciğim öksürüğü nedeniyle bize katılamadı. Yine de en azından 3’te 2’yi sağlayabildi kızlar. 11’i biraz geçe orada olmamıza rağmen fuar müthiş kalabalıktı. Bu kadar okumaya meraklı bir millet olduğumuza nedense inanasım gelmiyor.)

Etrafta kitap olunca ben de kendimi kaybediyorum galiba. İçeriğini, dilini, kalitesini görmeden çocuk kitabı almak bana oldukça riskli geliyor. Bu yüzden daha önce incelemediğim (ya da güvenilir kaynaklardan referans almadığım) çocuk kitaplarını internetten almayı pek tercih etmiyorum. Sonra elime fırsat geçince de(bakınız Ankara’ya her gidişimde mutlaka uğradığım Dost Kitapevi maceralarım) ipin ucunu biraz kaçırıyorum galiba.

Kendimize tek bir kitap bile bakamadan, o kalabalıkta hem kızlar için kitap incelemeye hem de kızları gözden kaybetmemeye çalışarak oldukça yorucu ama yine de çok keyifli iki saat geçirdik.

Sonuç: Harika kitaplar aldık !!!!

En çok İş Bankası Kültür Yayınlarının kitaplarına bayıldım. Renkler, resimler, baskı kalitesi ve dili bence çok çok güzel. Buradan Zeynep’in seçtikleri Şehir Faresi ile Kır Faresi ve Kurbağalar oldu. Ayaküstü, yalandan inceleme fırsatı bulduğum yayınevinin diğer kitaplarını daha sonra kitapyurdundan almaya karar verdim.





Tabii bir de Tübitak yayınları var. Daha önce renkler, şekiller, sayılar vb. mavi serinin neredeyse tamamını okumuş, aktivitelerini Zeynep’le birlikte yapmıştık. Şimdi daha önce inceleme fırsatı bulamadığım bir üst seriden kitaplar aldık.

Atma Kullan, Dört Element, Nasıl Hareket Ederiz?, Ne Neden Yapılmıştır?

Belki henüz bu kitaplar için biraz erken, ama olsun. Daha önce almış olduğumuz aynı seriden Duyularımız şu aralar ilgisini çekiyor mesela. Teker teker bunları da ortaya çıkarıp ilgisine göre devam etmeyi düşünüyorum.

İki de nokta birleştirmece kitabı aldık. Doğa ve Deniz Kıyısı
Şimdilik Zeynep sadece otuza kadar sayıları tanıdığından bu kitap da bir süre daha stokta bekleyecekler arasına katılıyor.

Bir de Bu Yayınevi’nin Kavramlar serisini aldık. Eve gider gitmez Zeynoş hemen başladı bu kitaplardaki faaliyetlere.

Kitaplar dışında bir set de İngilizce kelime öğreten resimli kartlardan aldık. Önce meyveler, sebzeler, sonra eylemler, meslekler diye seçtiğimiz grupları alalım derken (adamcağız baktı kandırması kolay potansiyel müşterileriz) 12 konu başlığında tüm seti alıverdik. (ama böylesi tek tek almaktan daha hesaplı oldu :)

Bu kadar kitaba, (kağıda) karşılık, Tema’nın standından rozet ve meşe palamutları almadan geçemezdik. Hep beraber apartmanımızın bahçesine dikmeyi düşünüyoruz ağaçlarımızı. (Nasıl çimlendirip, fidan haline getireceğimizi stantdaki vakıf gönüllüsü teyzeden öğrendik.)

Bir sürü kitap ve guruldayan midelerimizle, ağzımız kulaklarımızda çıktık fuardan. Zeynoş çıkışta biraz mızıldandıysa da Roka’ya varıp Saygın abisi ile sohbete başlayınca keyfi yerine geldi. Sonrası da kızlar tarafından mideye indirilen hamsiler…Evde sayfa sayfa incelen kitaplar, kes yapıştır aktiviteler…

Haftasonlarını çok seviyorum çoook!

5 Ocak 2010 Salı

yeni yıla girerken...

Bu yıl nedense ailede hiç kimsede yeni yıl coşkusu yoktu. Aslında sağlık sıhhat ve iş durumlarım biraz daha rahat verseydi Zeynoş’umu ben havaya sokardım. O da ahaliyi peşinden sürüklerdi. (sıkıysa sürüklenmeyin!) Muhterem sultan’ın şahane yemekleri ile başladığımız yılbaşı gecesi Zeynoş’umun Berfin ve Mirkan ile kudurması, bizim tv’den ufak tefek nasiplenmemiz, çok saygıdeğer kocacığımın 22 gibi eve gidip yatışını mütakip, bizim de 23.30 da eve varmamız ve birkaç dakika içinde yatakla bütün olmamız ile sona erdi. Gece yarısı yıl değişirken Zeynoş’umla kucak kucağa masallar alemindeydik. Havai fişek ve havaya açılan ateş seslerini komşularımızın gürültüleri diye yorumlamak durumunda kaldım ne yazık ki. Onu da kucağıma alıp havai fişek izleme zevkini bizden çalan şehir magandalarını burada tekrar anmadan geçemeyeceğim.
yılbaşı yemeğini beklerken....

Yılbaşı ertesi üç günlük tatilimiz Sanem, Duru, bol bol park, market, ve bir ev ziyareti ile geçti. Bol bol Zeynep'in yeni kitaplarını okuduk. (İrem'in hediyesi üç boyutlu Kül Kedisi ki yine sansürlü anlattığım masallar grubunda, benim hediyem Tübitak yayınlarından Dinozor ve yapıştırmalı Cemile'ler)



favorimiz tahtalı park...



Bu arada önümüzdeki yıl için Sanem’le yeni yıla hep birlikte girme kararı aldık. Hem kızların yeni yıl kavramını daha iyi algılamaları hem de iki üç yıldır çocuklar (ve bizim tembelliklerimiz) nedeniyle sönük geçen yılbaşı akşamlarını biraz renklendirmek üzere. Belki küçük bir ağacı hep beraber süsleyerek ya da babalarına aldıkları hediyeleri beraber paketleyerek ortak bir şeyler de yapmış olurlar.

Şimdilerde kitaplarda ve televizyonda göre göre Zeynep kardanadam ve kartopu oynamaya sardırmış durumda. Adana’da kar bulup çocuğa göstermek ne mümkün. Şimdi Toroslara ya da Pozantı’ya kar yağmasını bekliyoruz, haftasonu kaçamağı yapıp karın tadını çıkaralım diye. Fikir Sanem’in de çok hoşuna gitti. Üstelik beraber daha keyifli olacağı da kesin. 2006 başında Kapadokya’ya giderken çay molası verdiğimiz küçük bir otelle görüştüm bile. (O zamanlar Zeynep’in Z’si yoktu, Durucuğum ise annesinin karnındaydı.)

Bu arada kızlar yavaş yavaş paralel oyundan birlikte oynamaya geçer oldular. Biri anne, biri çocuk oluyor ya da garson ile müşteri…Evde çığlık çığlığa koşturmalarını, oyun kurup bizi de dahil etme çabalarını (bazen odadan sepetlemelerini) seyretmek inanılmaz keyifli. Sonra bir de bakmışız, bizsiz birbirlerine misafir olmalar, yatıya kalmalar başlamış…

Duru’yu ilk gördüğüm, kucağıma aldığım günü dün gibi hatırlıyorum. Hamileyken neredeyse gün aşırı Duru ve Sanem’i görmeye gittiğimi, görmemiş anne hevesiyle Zeynep’e aldıklarımı Sanem’e gösterdiğimi…
Ve nihayetinde akşam birlikteyken ve hiçbir belirti yokken, gece doğum yaptığımı duyunca Sanem’in şaşkınlığı gözümün önünden gitmiyor.

Günler hatta yıllar inanılmaz bir hızla akıp gidiyor. Bir taraftan kuzucuklarımız sağlıkla, huzurla büyüyor, annelik her geçen gün daha zevkli ve keyifli oluyor diye düşünürken bir taraftan da bu günlerin geçip gittiğini ve bir daha geri gelmeyeceğini düşünmek tuhaf bir hüzün veriyor. Belki de anlamsız iş yoğunluğumuz nedeniyle doyasıya yaşayamadığımız günlerin burukluğudur hissettiğim.

Offf. Nerden nereye…Kısa ve keyifli bir yeni yıl yazısı yazayım diye başlamıştım, sonunu yine yakınmaya bağladım. Yakınacak bir şey de yok esasında. Tamamen tercih meselesi. Ya da mevcut düzeni yıkıp, yeni kararları / tercihleri uygulayacak cesaret meselesi…

Bu konu daha çok laf götürür. En iyisi herkese tüm sevdikleriyle sağlıklı, huzurlu ve mutlu yıllar dilemek…

İyi ki varsınız canım kızım, canım eşim ve tüm sevdiklerim…

28 Aralık 2009 Pazartesi

yeni yıl partisi...

Cmtesi günü sevgili Iraz ’ın çocuklar için düzenlediği yılbaşı partisine katıldık. Geç cevap vermemiz nedeniyle hediye çekilişine katılamasak da Zeynep’le İrem birbirini çekmiş gibi karşılıklı hediyeleştiler. İkisi de hediye alma-verme işini pek sevdiler.

Almış olduğumuz kitabı evde paketlemeden önce bir güzel okuduk kızımla. (İkinci el hediye için özür dileriz İremciğim.) Sonra keyifle hediye paketi yaptık birlikte. Hatta hızımızı alamayıp, babasının yeni kitabını da (tam ortasındayken uçakta unutup bitiremediği ve bulamadığımız için tekrar alamadığımız kitabı şans eseri bulmuştum İrem’e hediye almaya gittiğimizde) paketledik. Böylece hiç yoktan babasına sürpriz bir hediye verme şansına da erişecek hanımefendi. Sonra ne oldu dersiniz, İrem’in paketini açmak için tutturdu. Tekrar okuması gerekiyormuş. Dolduruşa getirip, paketi ortadan kaldırıp unutturmasam, aynı sahneler baştan yaşanacaktı.

Neyse, partiye gelecek olursak; kalabalığa karışma konusunda yine sıkıntı yaşadık. Nedense ara ara böyle geliyorlar bizimkine. Bir utangaçlık, sıkılganlık hasıl oluyor ve kucağımdan eteğimden bir türlü ayrılmıyor. Aktivitelere katılmak, kendini sevdirmek, sorulan sorulara cevap vermek istemiyor. Aslında çok da izole büyümüyor bence. Hemen hergün, market, fırın, park gibi farklı insanların olduğu kalabalık ortamlara girip çıkıyor ama tabii oradaki iletişim çok kısıtlı. Bir iki dakikalık ayaküstü konuşmaların ötesine geçilmiyor. Partideki tutumunu babaannesi ile de konuştuktan sonra babaannenin bir süredir ara verdiği eş dost, akraba ziyaretlerine en kısa zamanda başlamasına karar verdik. Biz de ailecek akşam gezmeleri sezonunu açıyoruz. İhmal ettiğimiz yakın zamanda evlenen ve çocuk sahibi olan ama bir türlü hayırlı olsuna gidemediğimiz kim var kim yoksa bu bahane ile gönüllerini alalım istiyoruz. En kısa zamanda liste yapmalıyım.

Partiye tekrar gelecek olursak, hediyeler, ortam, müzik, aktiviteler her şey ama her şey tam çocukların isteyeceği gibi düzenlenmişti. Iraz’ın ve tüm emeği geçenlerin ellerine sağlık. İrem ve Zeynep Rüzgar’ın oyun odasında bir güzel oynadılar, eğlendiler. Karşılıklı hediye alıp vermenin keyfini tattılar. Sarılıp öpüştüler, el ele tutuştular. Gerçekten çok ama çok şekerdiler. Veee tabii ki iki koca kadın bir fotograf makinesi getirmeyi beceremediğimiz için ilk yılbaşı partimizde görsel açıdan güme gitmiş oldu. Bu konuda da bizimkilerin göründüğü birkaç kare eline geçerse diye Iraz’dan yardım talep edeceğiz. Olmazsa arşivden bir şeyler atarız artık buraya.

Şimdiden Zeynep kuzusunun doğum günü partisi için heveslenmeye başladım. Katılacaklara ufak tefek bir hatıra ile teşekkür etmek istiyorum. Var mı önerisi olan. Sanırım yine en güzel hediye kitap olacaktır.

10 Kasım 2009 Salı

mimlendik...

Seher ve İrem bizi mimlemiş. Ben bu blogda kendimden çok Zeyneple ilgili detayları paylaşmayı tercih ettiğimden mim'i biraz kırparak Zeynoş'a uyarladım.Buyrun okuyun bakalım...

Dolabını açtığında hangi renkler daha fazla?
Tabii ki pembe. Her ne kadar kız çocuk pembe giyer takıntım olmasa ve hatta arada erkek reyonundan alışveriş yapsam da, hediye olsun, mecburiyetten olsun pembe tonları her zaman önde oluyor.

Alışverişe gittiğin(iz)de hangi mağazaya uğramazsan olmaz?
Zara, Çocukistan (Andy Wove sattığı için), Ceylan ve LCW minnoşun gardrobunun çoğunluğunu oluşturuyor. Bir de kitapsan! Ben de bir kırtasiye düşkünü olduğumdan mutlaka karton, boya, makas vb. malzeme sık sık alırız. Uzun uzun kitapları inceleriz.

Asla giy(dir)mem dediğin kıyafetler?
Yakışmadığını ve gereksiz yere cinsel kimlik yüklediğini düşündüğümden gelinlik! Çocuk çocuk gibi giyinmeli bence! Küçücük çocukların kuaförde saatlerce saç yaptırıp, bir de üstüne makyaj yapılıp böyle giydirilmesi benim içime sinmiyor.

Fiyatları gereği ulaşılması zor yabancı markalardan en beğendiğin?
Her beğendiğimizi alamasak da özellikle sezon sonlarında (bir sonraki yıl giydirmek üzere) Zara’ya ve Andy Wove satan yerlere mutlaka uğrarım.

En fazla yatırım yaptığın sektör?
Kitap! Taa hamileyken almaya başladığım Behrengi’ler, Sevdalı Bulut’lar kütüphanemizde Zeynoş’un büyümesini bekliyor. Güzel bir çocuk kitabı gördüğümde yaş grubu ne olursa olsun dayanamayıp alıyorum. Pişman mıyım? Asla! Evdeki kitapkurduma az bile…

"Kitap, film, spor" hangisini diğerlerinden daha çok yapıyorsun?
Gerçek bir kitapkurdudur kendisi. 6 aylıkken oturabildiği ilk günlerde eline tutuşturduğumuz kitaplardan beri, hepsinin hakkını tam olarak vermiştir. Film derseniz, Calliou ve Arthur sever. Spora gelince, çok atletik ve hareketli değildir, misal kuzeni Ela’ya göre daha hanım hanımdır, sakindir, temkinlidir. Lakin parktaki tüm spor aletlerini mükemmel bir şekilde kullanabilir, hala çok esnektir. (ayaklarını uzatmış otururken tam iki kat olup başını ayaklarının üzerine koyabilir.)

Dışarıdayken yemek yemeği en çok tercih ettiğin(iz) yerler?
Balık için Narlıkuyu, Altan
Kebap için Doyum
Hızlı yemek ve hızlı balık için Roka
Hava almak için Tahta Masa

Bloğuna Neden Bu İsmi Verdin?
Hayatımın en güzel, en anlamlı, en paylaşılası günleri Zeynepli günler olduğu için

En Son Satın Aldığın Garip Şey Nedir?
Pilates topu ve matı. Yaz sonunda Zeynep’in Adana’ya dönüşü ile ara verdiğim sporumu evde yaparım diye düşünmüştüm.
Ama kargo paketi 1,5 aydır geldiği gibi bagajda duruyor.

Şeker Gibi Olduğum Anlar?
Sabah ilk sorusu “Anne tatil mi?” olan kızıma evet diyebildiğim anlar…

18 Eylül 2009 Cuma

sevda sözleri...

Baba ve Zeynep yatakta kudurmaktadırlar. Sonra bir ara Zeynep odadan çıkar. Baba yatmadan önce okumak üzere kitabına yönelir. Elinde ara ara dönüp okuduğu Cemal Süreya, Sevda Sözleri...

Birkaç dakika sonra Zeynep neşe içinde geri gelir,
- Babacım ne okuyorsun?
- Şiir okuyorum kızım..
- Şiir mi?

Baba Zeynep'e rastgele bir dörtlük okur...Sonra der ki:
- Büyüyünce sen de okursun kızım.
Zeynep durur mu,
- Ama babacım, şiir okumak için büyümeye gerek yok ki! der, kitabı eline alır ve okur gibi yapar:

- Babacım seni çok seviyorum...

İşte gerçek sevda sözleri...

7 Temmuz 2009 Salı

konuşma becerisi ve kitaplar

Önceki yazılarda da bahsettiğim gibi Zeynep’in dil becerileri son 2-3 ayda inanılmaz gelişti. Bir buçuk- iki yaş öncesinde de kelime dağarcığı oldukça genişti. Bunları nasıl öğrendi ya da nasıl bu kadar çok şey biliyor diyenlere tek cevabım kitaplar. Henüz altı aylık ve hala destekle otururken tanıştı ilk kitaplarıyla. Takip ettiğimiz sıraya göre özetlersek;

-Önce hikayesi olmayan çeşitli resimler içeren bir tür resimli sözlük ile başladık. Nesneleri ve hayvanları tek tek tanıtıp sonra da bunlarla ilgili hikayeler anlattım. Çevremizde rastladıkça da gösterip hatırlatarak pekiştirdim.

- Sıfatlar kullanarak nesne tanımlamalarını genişlettim. (sarı kedi, büyük kamyon, şirin çocuk gibi)

- Sürprizli kitaplar ile “hangisi, acaba, nerede, altında, arkasında, içinde” gibi yer yön kavramları ile kelimeleri destekledim.

- Sonra da konulu kitaplara geçtik. (Bremen mızıkacıları, tilki ile karga gibi) Kitabı olduğu gibi okumak yerine onun anlayabileceği, sıkılmadan takip edebileceği kısa ve kolay cümleler seçtim.

- Anladığını ve ilgilendiğini gördükçe detayları ve zorluk derecesini giderek arttırdım. Hiçbir zaman anlamaz, ya da nereden bilecek diye yaklaşmadım.

- Sıkılmamasını sağlamak için ses tonum ile oyunlar yaparak ya da olaydaki bazı hareketleri tekrar ederek biraz da teatral bir hava katmaya çalıştım.

- Basit soru cevaplar ile onun da katılımını sağladım.

Kitap seçiminde en çok dikkat ettiğim şeylerden biri büyülü, cadılı, cinli perili abuk sabuk şeylerden uzak ya da kurdun karnını yaran avcı, kötü kalpli üvey anne gibi şiddet ve negatif duygular içermeyen masallar/kitaplar seçmekti. Bu tip kötü ve gereksiz uyaranlar her yerde o kadar çok karşımıza çıkıyor ki (özellikle nasıl yayınlanabildiğini hala aklım almayan o sihirli perili malum çocuk dizileri gibi) ne kadar uzun süre uzak kalsak yeridir diye düşüyorum.

(Belki de bu yüzden Zeynep’in hiçbir zaman kötü insanlardan, hayvanlardan, karanlıktan korkusu olmadı. Bir tek kez bile korktum diyerek yanımıza gelmedi. Yaramazlıkları engelleme ya da tehdit amaçlı kullanmak yerine kendini koruma adına öğretilmesi gerekli bir olgu olmalı korku.)

Kitaplar dışında dil becerisine yönelik en büyük destek tabii ki çocukla konuşmak. Yaptıklarımızı, gördüklerimizi anlatarak yaşamak hem çocuğun olan biteni daha iyi kavramasına hem de başına geleceklere karşı hazırlıklı olmasına yarıyor. (oturmuş bilgisayarınızda takılırken anneniz gelip durup dururken çorabınızı çıkarsa, ya da elinizden tutup sizi çekiştirerek odanıza götürse ne hissedersiniz.)

Tüm bunların yanı sıra çocuğun ilgisi ya da doğuştan gelen yatkınlığı da yadsımamak gerekir tabii. Çoğunlukla erkek çocukların kız çocuklardan daha geç konuştuğu bilinir. Bir teoriye göre kızlar annelerini, erkekler de babalarını rol model aldığından kızlar daha çok ve çabuk konuşur deniliyor. (erkekler babaları gibi ağır abi, kızlar anneleri gibi geveze oluyormuş kabaca, valla ben teorinin yalancısıyım.)

Son söz olarak, her geçen gün Zeynep’in patlattığı yeni bir bomba ya da yaşattığı yeni bir dumur ile esasında çocukları ne kadar hafife aldığımızı yaşayarak öğreniyorum. Bilmediğini sandığımız çoğu şeyi en ince ayrıntısına kadar biliyor ama bilgiyi ya ellerinden/dillerinden geldiği kadar ya da işlerine geldiği kadar kullandıklarından biz bunu fark edemiyoruz.

6 Temmuz 2009 Pazartesi

zeynep kurdu

Kuzucuğum gitti ve yine tadı damağımda kaldı. Denetleme var diye gece 11lerde evde olunca, ilk üç gün öylece heba oldu. Perşembe ve Cuma ise akşam altıyı sektirmedim. Perşembe akşamı Gülbin ve Ece’yi ziyaret ettik. Gitmeden önce motive etmek adına “Zeynepcim biliyor musun, Ece daha çok küçük, yürümeyi, konuşmayı bile bilmiyor” dedim. Ve cevap aynen geldi:
-Merak etme anne, ben ona öğretirim.

Cuma akşamı kuzenimizin düğünündeydik. (fotoğraf çekmeyi akıl edebilseydim, çimlerde, parkta kuduruşunu, dans edenlere şaşkın şaşkın bakışını, gelin ve damadın ilk dansı esnasında havai fişek sandığı maytapları alkışlayışını belgeleyebilirdim) kısa süre sonra (aktiviteler bitince) düğünün rutininden sıkıldı tabii. Yüksek volümde bir müzik ve anlamsızca dans eden bir sürü insan. Çareyi babasının kucağında uyumakta buldu. (biz de bu sayede erkenden kaçtık :)

Cumartesi ise tam bir anne-kız günüydü. Minnoşuma bikini almaya gittiğimiz dükkandan 4 elbise ve 1 tişört alarak çıktık. (her şey yarı fiyatınaydı ama, hem seneye de giyebilir :) Sonra pizzacıda iki dilime yakın pizzayı afiyetle mideye indirdi bıdık.

Oradan kitapçıya geçtik. Uzun uzun kitapları inceledik. Sanki hepsi pek bi uyduruk geldi bana. Okul öncesi kitapları o kadar çok inceledim ve o kadar çok kitap aldım ki son iki senede, sanırım alınabilir olanları bitirdik. Boyama kitabı bile beğenemedim. Şekiller pek bi eciş bücüş, pek bi zevksizdi. Sonunda çizgi birleştirmeceli, şekil çizmeyi öğreten bir kitap alabildik. Bir de klasiklerden “kurt ile yedi keçi yavrusu” (Kurdun yavruları yediğini, anne keçinin kurdun karnını kesip yavruları çıkardıktan sonra karnına taş doldurduğunu ve sonra da itip dereye attığını evde okuduğumuz esnada hatırlayabildim. Ve spontane çeviri ile kurt yavruları gömleğinin içine saklamış, anne de kurt uyurken gelip yavruları gömleğinin içinden gizlice kurtarmış diye okuduk.)

Günün esas kopuşu ise, kitapçıda yüksek sesle Serdar Ortaç çalmaya başlayınca Zeynep’in
-Ver coşkuyu, ver coşkuyu!
demesi oldu, görevli kızlarla şaşkınlıktan ve gülmekten kendimizden geçtik.

Kitapçı sonrası ise kısaca, akşamüzeri uykusu, Mirkan –Berfin-park şeklinde özetlenebilir.
Pazar sabahı Emre ve Elif’le kahvaltı sonrası, Zeynep Elif’i esir aldı. Günün devamı ise yine baş başa oyun, kucuş kucuş uyku, tahtalı park ve akşam babaanne-dede...

Dönüşte aldığımız danette’yi eve gelince babasına ikram etti. Babiş yemek istemeyince de
- Yemezsen yeme!
diye tersledi adamı. (ve tabii ki babiş yaşadığı şokun etkisiyle yedi danette’sini :)

İki haftalık yayla arasından sonra gözlemlediğim en büyük gelişme konuşma becerisinde. Neyse, zaten, keşke, neredeyse, bence, yani, hakikaten, gerçekten vb. kalıpları cümle içinde doğru kullanıyor olması, sorularımıza evet hayır gibi tek kelimelik cevaplar verebilecekken yetinmeyip, uzun uzun cümleler kurması, kendi kendine şarkılar söylemesi konuşma işi artık tamamdır dedirtiyor bize. Bundan sonrası kelime dağarcığının genişlemesi…ben de artık anlar, anlamaz diye düşünmeden, basitleştirmeden, büyük adamla konuşur gibi konuşuyorum kızımla.

Haa unutmadan, bir de web sitesi uydurmuş kendine söyleyip duruyor:
Dabulyudabulyu zeynepkurdu nokta con

Ne diyeyim, Zeynep’li günler her geçen gün daha keyifli, daha eğlenceli oluyor...